14 Ocak 2015 Çarşamba

Paracanov İhok'a Sarıyor


   Hala oralarda bir yerlerde var olduğunu biliyorum. Ama ulaşamıyorum tabi, çok denedim, yeltendim fakat var olduğuna inanamadım bir türlü. Gerçekten yalnızım ve köpekten korkuyorum.Hala oralarda bir yerlerde var olduğuna inandığım şeye, bir yol olsun diye bir kedi alayım diyorum. Mahalledeki Zuccaciye dükkanın önünden geçerken kusura bakma abi, porselen tabak sevmiyorum diyecek kadar iyi biriyim esasında. Tanrı'yı incitecek kadar da kötü. Böyle de tam romantik İslamcı yazısı oldu. Renk katmalıyım yazıya gelir misin Baatin abi. Dursun Ali Erzincanlı'dan zamanla soğuyacak eşikte fikir değişimleri yaşadım. Uzun sürdü tabi bu, belki ben farkına varmadan oldu, bilmiyorum. Bu değişimler yaşanırken kaybolan şey bendeydi tabi.- Buraya bir sitcom gülüşü gelecek.-
       Kadınların zamanla değişim grafiği de enteresan bir olay. Ayrıca incelenmesi gereken bir konu olarak ayıklıyorum tohumunu. Hayatından bir kürdan eksilince bile üzülecek kadar naif, hiçbir kötü anıyı anımsamayacak kadar da odun ruhlu bir bireyim.
 Güzel anlara şahitlik edince de diğer tarafta bunun sevabını alacak mıyız peki? Çok dertli çalıyor kitapsız çoban.Geceyi uykuyla ziyan edecek kadar delirmediğim dönemlerdi.Gençtim. Aslında şimdi de ziyan etmiyorum ama o zaman yalnızdım. Şimdi de öyle. Demek ki hala geceyi uykuyla ziyan edecek kadar delirmedim.İnsanlıktan bin ışık yılı daha ilerideyim, sanki bütün kötü şeyleri ilk ben tecrübe ediyor ve bin ışık yılı geriden gelen dünyaya salıyorum.Seni seviyorum diyen bir hanıma; vallahi ben pek sevmiyorum kendimi demişliğim de vardır.Hakkımı yedirmem, sadece ben böler veririm. Hayatı uçlarda yaşamayı seven biri olabilirdim ama odamda soğuk gelmesin diye duvara sabitlenmiş geyikli halı var.Bu kadar açık yürümeyi sevmiyorum.Riskli iş ağam.
   Hala oralarda bir yerlerde olduğunu biliyorum, yürüyoruz işte bakalım sonumuz nereye varacak?


                       

23 Aralık 2014 Salı

ils sont eux

   Ciddiyet o kadar da ciddiye alınacak bir şey değil. Ben asırlardır bir adam bekliyorum. Şehre koşarak gelecek ve beni tokatlayacak. Kollarımın iki tarafından sıkıca kavrayıp silkeleyecek beni. Yüzüme tükürecek, bağıracak çağıracak, gülmeyecek, adam yerine koymayacak beni.
   İçim ürperiyor ya evdeysen.Dünyanın bütün hor görülmüş duyguları bendedir. Bendedir koltuk altlarında dolaşan utançlar. Paltomla örtüyorum bütün ikindi kahvaltılarını.İsmet Beyin kanla kirlenmiş evrakından benim anladığım; utanç dolu bir hayattır misal. Onun evrağını amel defterine, kanı da utançlarına benzetiyorum.
  " İradenin tarihiyim" demişler, ne güzel demişler. 100 ciltlik kitap çıkar bu sözden ama çıkarmıyorlar. Kadın çığlığı kötü bir habere gebedir.Bir şey deme. Pişmanlıklardır göklerden gelen.
    "Güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez" demiş çünkü Vâlery. Biz de hiçbir güzelliği hülasa edemedik.


Geçmiş olmadı.

20 Kasım 2014 Perşembe

SANATKÂR




             Benimle, benim size nazaran acaip ve muammalı varlığımla hepiniz uğraşıyorsunuz.Hepiniz beni, büyük bir eserin kahramanı, pek büyük şöhretlerin meftunu olarak tanıyorsunuz. Ben ise, her akşam sahnede başka rol yapan tiyatro aktörleri gibi, sizin aranızda hep başkalarının hayatını yaşamaktan usanmış bir insanım. Siz beni çok seven, insanları en çok anlayan, içinizde en mesut biri olarak tasavvur ediyorsunuz. Sizin aradığınız saadeti eşyayı kendisinin zaruri bir yarımı halinde tanımak kafi imiş. Halbuki ben, varlıkları ve insanları kendime en müthiş yabancılar gibi tanımak için bütün aşkımı harcadım, kalbimi bu uğurda kullandım da şimdi onların hasretiyle benliğime binbir işkence yapıyorum. Halbuki ben de saadeti duyabilirdim, çünkü bu şeyler herkesle olduğu gibi benimle de paylaşılmıştı.Yaşayışımın her haileli safhasında ,  hayatın her korkunç anında ateşin bir tecrübenin benliğime şunu öğrettiğini söyleyebilirim: Herkes gibi yaşamak lazımmış.
   Bu insan yığınlarından ibaret herkes, çokluk resmine nasıl safiyane tapıyor ! Ben bugüne kadar hayatın çokluğuna uyarak, hem gece hem gündüz içinde , hem dostluk hem fitne ile, hem gülerek hem ağlayarak , her yerde ve herkesle yaşanabileceğini bilmiyordum. Her insanın , her zayıf ve gözümde değersiz olan varlığın arayan gözleri, koparan tırnakları, fitne kuran düşüncesi ve bir cinsiyet olduğunu düşünmek istememiştim. Halbuki bunların hepsine hayatta yer vermek lazım geliyormuş. Bana vücuda tapınmak öğretilmeliydi.
  Bu, büyük maharet olacaktı. Bazı baktığınız, fakat hiçbir şey anlamadığınız bedbaht yüzüm belki o zaman bir an olsun : “ben de gülmeye hak kazandım” diyebilecekti. Bana yaşamak öğretilmeliydi.
  Ben kimseyi tanımıyorum; kimsenin dilinden anlamıyorum. Eskiden hatırlıyorum, ben çocukken evimize adamlar ve kadınlar gelirdi. Gelişlerinde heyecan duyar, bir şey yapacaklar, sanki mukadderatıma ait bir şeye karar verecekler sanırdım.Halbuki onlar sadece oturur, konuşur, yine gelişlerindeki manasızlıkla çekip giderlerdi. Bunlar ne boş kalplerdi, ne zayıf mahluklardı!  Şimdi ben şüphelerim be korkularımla kızgın ateşten bir kızağa bağlanmış, onunla birlikte dönen bir işkence mahkumu gibiyim. Vücudum bütün şüphe ve korku yaralariyle kaplandı. Karanlım bir köşede gizlenip yaşamayı her zafere tercih ediyorum. Artık kalabalığın, neşenin kanatlarında yükseldiği hava içinde herkes gibi mesut tebessümlerimle zehirlenmekten kendimi kurtardım. Bu havaya ben kinle , isyanla, en kuvvetli çelik zırhları kıran asabiyetle karşıtım. Herkesin güldüğü yerde ıztırap çektim. Onların gülüşleri kinimi, sanki bu ıztırabı besledi. En büyük hisleri bu kinle bu ıztırabın içinde sakladım. Aşkın,ıztırabın, sefaletin olduğu gibi büyük şereften en karartıcı zillete düşmenin tadını da aldım. Hayatı ve insanları bu alçalma içinde tanıdım. Herkes kendisine tapılmasını istiyor, zaferin heykeli olmak istiyor. Ben bu heykeli kırmak istiyorum. Tapınılmak , alkışlanmak istemiyorum. İrademin eserini, insanların arasında görerek uzak ve gizli yerden sadece seyretmek istiyorum. İnsanlar benim ıztırabımın  dar ve kudurtucu bir ihtirastan doğduğunu sandılar. Halbuki ben hadiselerin niçin böyle oluşuna karşı asabiyetli ıztırabı taşımıyorum. Olması lazım gelen , bütün kainatın ve bütün fani varlıkların mutlak iradesinden fışkıran en büyük hadiseler önünde bile bu tecelliye, bu oluşa hayran kaldım. Bu kadere tapındım ve  onu sevdim. Kainatın ve varlıkların önünde insanlara karşı gayızla ve nefretle sarsıldığım anlar oldu.Bu güzel kainatı , bu hudutsuz vecd ve istiğrak halikını, bu ruhsuz insanlardan kıskanıyordum. Halik bu insanları kainattan çıkarıp atmalıydı.  Fakat onların yerine koyacak ümmetim yoktu. Bu ilahi kini aşk ve muhabbetle tebdil edecek vasıta ta bulamadım. Yaşamak gibi ilim ve felsefe , şöhret ve servet gibi şiir ve sanat, bunların hiçbiri ihtiraslı gayzımı içimde büsbütün boğup öldürmedi. İnsanların bunca asırlık ilmi karşısında, kainatın hikmet ve felsefesinin önünde vecd içinde durduğum bazı anlar, içimden gelen sesi hatırlıyorum: “Cani olacağım, kat’i ve kurtarıcı hüküm ! “
     Benliğimi nefretle ürperten saadeti, bana her temasında, üstümde iğreti bir elbise sandım. Onu, ıztırap içinde ruhunun felce uğramış sıska iskeletini göstermekten korkan saadet dilencilerine bağışladım. Iztırabımı kaybetmekten korkuyorum ve saadete götüren yolda hızla uzaklaşarak, ıztırabın cehenneminde benliğimin tahammülünü denedim. Iztıraplarımı ben yarattım, ben aradım. Zira insanlar kendilerince iyilikten başka bir şey yapmazlar. Fakat ben aczim, benim sefaletim, mutlak varlığına mahsus olan kuvvetlerdendir ve sizin aczinizle sefaletlerinizden başkadır. Fani varlığımı gıda yaparak  yarattığım eserde gördüğünüz sefalet kahramanı, ruhunu herkesten kuvvetli olduğunu sandığı halde hayatın çukurunda sürünen kahraman , işte o bendim. Kah kendisiyle eğlenen, kah muvaffakiyet dilenen gururlu dilenciyi tanıdınız mı?   O, ruh istihzasından kendine guru hissesi çıkarmasını bilen samimi sahtekarlık benim sanatımdı. Sanatım bu Allah’la rekabete yeltenen aciz inatçı ruh, bana tek bir kıymettar hediye bırakan sevgilimdir: Iztırap. Bende her hakikat davasının, her inatçı ve haşin buhranın , her hareket nazariyesinin gayesi gibi yaşayan ıztırap, beni bütün sevgililerden , herkesten ayırdı. Bu kıskanç sevgili, kendini gıdalandıran sevgili yüzleri de çiğneyip mahva çalışıyor. Yalnız başına bana , eserde olduğundan fazla hayatta hakim olmak için benimle mücadele ediyor ve beni her an yeniyor. Ben ona teslim oldum, mukavemet kuvvetlerim onun elindedir.  İşte eserde tanıdığınız müşfik yüzlü sefalet, onun iradesi altında zebun yaşayan benim ruhumun çehresidir.
     Beni hiç anlamadınız; hiçbirinizin görmediği yerde işlediğim günahları bilmiyorsunuz, zaaflarımı tanımıyorsunuz. Fakat duada ve namazda, Allah’ın huzurunda, ruhunun karşısında akan göz yaşlarımı da görmediniz. Hayır, hep size bağlanarak , sizden umarak , sizin, içinde değersiz, ihtirassız, gayesiz ve hakikatte gurursuz bir hiçlikten başka bir şey bulmadığım gururlarınıza nefesimi, hissimi feda ederek yaşamak istemiyorum. Mukadderatım sizin mukadderatınıza bağlanmış. Sizin ellerinizi tutmadan, size yalvarmadan , sizinle sevgi birliği yapmadan ilerleyemezmişim. İstemiyorum, artık sizin mukadderatınıza bağlanarak, sizden halis umarak yaşamak istemiyorum. Gidiniz insanlar , beni yalnız bırakıp gidiniz, belki bu yalnızlıkta birlikte selameti bulurum.
    “Benim ne dostum,ne ailem, ne vatanım var!”


                                                         Nurettin Topçu/ Hareket/1939

16 Kasım 2014 Pazar

Ninni.

          Çemredim kollarımı daha kendiliğinden çemrilmiş hazır gömlekler çıkmamışken. O gömleklerde fena havalıydı hani.Ben de havalıydım bir zamanlar daha kaybetmemişken gençliğimi. Gençlik derken bıyık sakal değil, bıyık sakalın tamir edemediği gençliğimiz.Çocukken ceviz ağacımız vardı köyde, hala var.Neyse konu bu değil, o cevizler yeni olmuşken, daha taze iken, içi bembeyazdır ve taptazedir. Hatta cevizi kırıp açtıktan sonra bir daha ince sarı bir kabuğu vardır onu da soyarsınız.O cevizi ilk defa kırarken yeşil taze kabuğu elinizi yeşile boyar, sonra o yeşil siyah olur ve elden lekesi uzun süre çıkmaz. Yaz tatilinin ardından okullar açılınca şehre dönerdik. Ellerimiz hala siyah. Okuldaki çocuklar köylü demesinler diye hep saklardık ellerimizi. Bu yüzden öğretmenlerimden fırça yediğimi bile biliyorum. Öküzlüğü, modernizmi görüyor musunuz?
         İşte böyle kaybettim gençliğimi. Ellerimde siyah ceviz lekesi kalmıyor artık. Cevizi tazeyken de yiyemiyorum artık. O lüksümü bile kaybettim. Lüks arayacak lükse de sahip değilim. Elimden kayıp gitti tüm ceviz lekeleri ile beraber. Gel kurtarıcım ol, yeniden ceviz lekesi sür ellerime. Kimsenin yüzme bilmediği bir denizde boğulmaktan son anda kurtar beni. Bir daha boğulmayayım şehirde, kalmayalım.
      Alkış sesleri ile bölünsün istiyorum konuşmam. Takvam da arşı delsin istiyorum ama klavyem izin vermiyor.Keşke diğer köylü çocukları benden ayrı tutabilsem. Sorumluluk. Keşke "gam"larımı aldırabilsem.Çocukken aldırmalıymışım, büyüyünce zor oluyormuş.Kuruyum, yanımda yaşlar yanıyor. Gençliğimi cevizin lekesinde bıraktım, vestiyer doluydu...



                      

2 Kasım 2014 Pazar

Kimliği Belirlenen Ölüler

     "Allah bize dua etsin" dedi bugün bizim ufaklık. Cam kavanozda sakladığım delikanlılığımı sana çarpıp düşürdüm.İpek kravatlarım vardı, haramdan ipliklerim. Saklayamadım ciğerime çektiğim hiçbir bulutu.Sütten ağzım yanmadı ama yoğurda üflemeli çalgı muamelesi de yapmadım. Tişörtümü çuval yapıp, içinde biriktirdiğim karakterlerimi  sana yetiştiremeden düştüm merdivenden.Elif ba'yı okumadan geçtim Kuran'a. Hiçbir sezon sonu indirimini hak etmedim.Jeneriklik gollerin tekrarını göremedim. Keşke bende çöpte Dostoyevski bulsaydım,gerek kalmazdı belki tasvirleri arşınlamaya. Hasretinden kramponlar eskittim.İncindi naif yüreğim. 
    Ben aslında çok duygusal yazacaktım. Konumuma erişmek isteyenler oldu izin vermedim. Başladığım işi hep yarım bırakırım, yarım bırakmak benim karakterimdir. Ev baklavası elbette daha lezzetlidir ama doğal olan hiçbir şeyi sevmem.Ben anlaşılmamaya alışığım. Anlaşılmaya da alışığım. Sana çok şey saklamak istedim. Sakladım da ama buldular. Çözülmesi gereken bir problem olsaydım. Benim kaç yaşıma gelmeme daha kaç yaş var biliyor musunuz siz? Bana dün lazımdı bugünkü aklım. Biriktirdiğim sakladığım ne varsa sana gelmeden bittiler. Sana dediysem sana seslenmiyorum. Kapkara bir gün geçirdim soran olmadı. Ağıtlardan uçurtma yaptılar anneler, kan bereketti her düşen toprağa. Hep veresiye satan oldum ben.
   Küstürdüm deri ceket giyen gençleri. Kalpleri aynı ritmle atan gençleri İnançları ve idealleri uğrunda fedakarlık yapanlar. Kaldı mı onlardan sahi?

    İnsanoğlu ve Al Pacino iyi yerde kesişmişler. Kaliteli ölümlerin sahibi insanoğlu. Ölümler. Kaliteli ölümler. Kapkara bir gün geçirdim. Çok yoruldum. Bu kadar samimiyetsizlik yeter ulan! Zaman her zamankinden iki katı daha hızlı akarken, yerde ölme git kanepede öl kardeşim.

                         

29 Eylül 2014 Pazartesi

Sabah Şehre Henüz Kamyonlar Girerken

          En başındayım senin.
          Elektrik direkleri toprağın ölümüdür.Pili bitiyor dünyanın artık. Karma çiçeklerimin içinde kayboluyor manolyalar. Piçler yarım kalıyorlar. Yarım yamalak. Çiçekler üzülmüyorlar, çocuklar üzerlerinde top oynayınca.
          Zaten kimsenin kaybedecek bir şeyi kalmadı ama gene de soruyorum ben, şaşılacak bir şey kaldı mı? Ne olsa şaşırırsınız mesela? Ne şaşırtabilir sizi? Şaşırma duygusu kaldı mı, şaşırmak, Ya Rabbi ... Şaşıramıyoruz. Şaşıramadığımız bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz.
        Mevsim normallerinin üzerindeyim bugün. Teşekkürlerim borç olarak birikti. Sahte Amerikan filmlerindeki son saniye ile kazanılan bir üçlüğe  ihtiyacım var.Hayvanların, Rumların,Esnafların sekiz köşe şapkaların zaaflarında bulabilirsiniz beni.Hah! Bu zaaf, zaaf bu. Ben böyle olunca bana yardım mı etmek istiyorsunuz? O zaman bana yardım etmeyi bırakın.
       Ihlamurların neden açmadığını da biliyorum  Baudelaire ve Poe'nun can sıkıntısını da. Bilmiyorlar benim sıkıntımın tarlalar sürdüğünü.Sömürgesi olduğum tahtalardan koltuk yaptılar sözlerime. Mühürlenecek kalplerin sıralı listesini buldum.Karakterleriniz de değiştiriyor tabi elbise değiştirirken.Benim hevesim kursağıma yuva yapmışken, başka hiçbir kuş konamaz o yuvaya. Çünkü İsa'dan bir şey kalmadı bana. Tüm intiharları durduracak bir planım vardı, sonra "e" harfine yaslanıp uyudum." Uyanmalıydım,  yeniden, bütün gölgeleri keşfetmek gerekirdi. Bileklerine mani oluyordu ay parçaları.Bıraktım. Bıraktım tabiattan çekilen elleri. Sevabına işledim deftere tüm yenilgilerimi. Şimdi ne yazsam olmuyor şu kısacık ömre,art arda gelen teyzelerden birinin bastonuna yetişmeliyim. Sevabına işlemeliyim tüm yenilgilerimi deftere.Tüm kapılar kapansın. Ben böyle olunca bana yardım mı etmek istiyorsunuz? O zaman bana yardım etmeyi bırakın.

17 Ağustos 2014 Pazar

Küfre yaklaştıkça imanım artmıyor.

     Sen üzgünken şehir kalabalıklaştı. Bereket geldi yurdumuza, aynalar koro halinde bağırdı çirkinliğimizi. Sen üzgünken kardeşim, pahalılaştı hayat, limonu tane tane satıyorlar şimdi. Düğünlerde davulcular para toplamadı. Uğursuzluk getirmedi düğünden önce gelini görmek. Meteor yağıyor dünyaya yağmur yerine. Sen üzüleli asırlar oldu, mezar taşları değişti, mermerler belirliyor ölüleri.
   Anladım, neden tenekelere artık toprak doldurulup çiçek ekilmediğini. Askerler sağ salim döndü çünkü.  Bense hala meydanlarda bağıran, kuzu kulağı kokan elleri olan, ölülere doğru yürüyen, kurşunun işçinin böğrünü boşuna örselediğini bilen biri olmadığımın bilincindeyim. Kelebeklerin ömrünü kısaltıp onları sevindirecek kadar tütün alayım yanıma.Elbette  Kızılay'a kan vermeyeceğim ebediyete kadar. Cıvık bir ay parçası yakalarım, belki elimde erir.Yaz bitmeden beni ele verecek sonbahar. Ağır sanayi hamlesini sindiririm. Çoluğumun çocuğumun rızkını veririm sana. Sana gelişimde vardır bir tohum. Uçuşup duran uçurtmaların defterini dürerim sana. Senin gözlerin bir tanım değil midir. Değil midir ki, gövdelerimize isim verilmekten bıkan bizler, gülmek devrimci bir eylem olduğu için en faşist duyguların insanı olmamış mıydık?
    Sen üzgünken, pek oralı olmadık.Yorulduk, kaba saba adamlara devletin kötü bir şey olduğunu anlatmaktan. Tövbe etmeye yüzümüz, yaprakları kımıldatmaya mecalimiz kalmadı. Her iyi şey senin kokunun ardındadır. Düşmanca tavırları alt üst eden senin kokundur.Senin kokun için top oynar çocuklar sokaklarda.
 Koltuğu sigaranın üzerine bıraktım.